Hakkımda...

1987 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. 1989 yılından bu güne Antalya Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. 2002-2004 döneminde Antalya Barosu Yönetim Kurulunda Baro Başkan Yardımcısı, 2002-2007 tarihleri arasında Antalya Barosu Staj Eğitim Merkezi Yürütme kurulunda sekreter üye ve eğitmen olarak,ayrıca 2006-2008 ve 2008-2010 dönemlerinde de ayrı ayrı iki kez Antalya Barosu Başkan yardımcılığı görevlerini yaptı.

Devamını Oku İletişim Kur

Hizmetlerimiz

Danışmanlık

Kişi ve kurumların ihtiyaçlarına uygun kendine özgü bir yol haritası belirlemek ve hukuki hata, sorun ve uyuşmazlıkları daha ortaya çıkmadan engellemek amacıyla hukuki risklerin toplu bir şekilde yönetildiği danışmanlık hizmeti vermekteyiz.

İncele

Dava

Müvekkillerimizin haklarının dava yoluyla aranması gerektiğinde, yetkili ve görevli mahkemelerde dava açmak ve ve en hızlı şekilde sonuçlandırmak için yerine getirilmesi gereken bütün işlemleri mesleğimizin gerektirdiği özenle takip etmekteyiz.

Read More

Arabuluculuk

Tarafların birlikte başvurmaları halinde aralarındaki uyuşmazlığı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümlerine göre çözüme kavuşturma çabalarına sistematik teknikler uygulayarak yardımcı olmaktayız.

Read More

User Friendly

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Praesent feugiat tellus eget libero pretium, sollicitudin feugiat libero.

Read More

Yazılarım

31 Ocak 2016 Pazar

Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması ve Kamulaştırma

Mülkiyet Hakkının Sınırlandırılması ve Kamulaştırma


Mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No’lu Ek Protokol’ünün 1. maddesinde koruma altına alınmıştır. Anayasanın 35. Maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkında ancak kamu yararı kararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1 No’lu Ek Protokol’ünün 1. maddesinde de açıkça, mülkiyet hakkına sahip bir kimsenin ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere mülkiyet hakkı kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılabilecektir.

Kamulaştırma ise kamu yararı maksadıyla kişilerin mülkiyet hakkına yapılan bir müdahale olup genel anlamda mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını ifade etmektedir. Bu sebeple de kamulaştırma Anayasa’nın 46 maddesinde yer bulmuş ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu olarak da ayrıca düzenlenmiştir.

Anayasada kamulaştırmanın temel ilkelerinin belirlenmiş olduğu 46. Maddesinin 1. fıkrasını da göz önüne aldığımızda kamulaştırmayı”devlet ve kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği hallerde, kural olarak gerçek karşılıklarını nakden ve peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veyahut bir kısmının kanunla gösterilen esas ve usullere göre zorla devralımı ya da üzerinde irtifak kurulmasıdır.”  şeklinde tanımlayabiliriz.

  *Kamulaştırma Prosedürü ve Satın Alma Usulünün Uygulanması

Kamulaştırma işlemi hem idari boyutu olan hem de adli boyutu olan bir süreçtir.

Kamulaştırma bedeli için ödenek temini, kamu yararı kararı alınması ve kamulaştırılacak taşınmazın belirlenmesi, idarece kamulaştırma kararının alınarak tapu siciline şerh verilmesinin istenmesi ve satın alma usulünün denenmesi idari aşamayı oluşturur.

Burada önemle belirtmek gerekir ki bu idari süreç içerisinde idarenin almış olduğu kamu yararı kararı idareye taşınmaz satın alma ve kamulaştırma yapması için verilmiş bir izindir. 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunun 5. Maddesinde kamu yararı verilecek merciler belirlenmiştir. Bu mercilerce alınan kamu yararı kararının 6. maddede belirtilen onay mercilerince onaylanması gerekecektir. Bakanlıklar ve Bakanlar Kurulu tarafından verilen kamu yararı kararlarının ayrıca onaylanmasına gerek yoktur.

Kamu yararı kararı alındıktan sonra artık idare tarafından taşınmazın belirlenmesi işlemine geçilmesi gerekmektedir.

2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunun “kamulaştırmada önce yapılacak işlemler ve idari şerh” başlığı altındaki 7. maddesinde idare tarafından yapılacak işlemler belirlenmiştir.

Bu maddeye göre kamulaştırmayı yapacak idare önce, kamulaştırma veya kamulaştırma yolu ile üzerinde irtifak hakkı kurulacak taşınmaz malların veya kaynakların sınırını, yüzölçümünü ve cinsini gösterir ölçekli planını yaptırmalıdır. Daha sonra idare kamulaştırılan taşınmaz malın sahiplerini, tapu kaydı yoksa zilyetlerini ve bunların adreslerini, tapu, vergi ve nüfus kayıtları üzerinden veya ayrıca haricen yaptıracağı araştırma ile belgelere bağlamak suretiyle tespit ettirir. İdare ilgili vergi dairesinden taşınmaz mal ve kaynaklarının vergi beyan ve değerlerini, vergi beyanı bulunmadığı hallerde beyan yerine geçecek takdir edilecek değerini ister, vergi dairesi idarenin bu isteğini en geç bir ay içerisinde yerine getirmek zorundadır. Taşınmazın tespit işleminin tamamlanmasının akabinde idare, taşınmaz hakkında kamulaştırma kararı alır. Daha sonra idare kamulaştırmanın tapu siciline şerh verilmesini kamulaştırmaya konu taşınmaz malın kayıtlı bulunduğu tapu idaresine bildirir. Bu şerhin amacı, taşınmaz hakkında kamulaştırma olduğunun üçüncü kişilere duyurulmuş olmasıdır. Bildirim tarihinden sonra mülkiyet hakkında meydana gelen bir değişiklik olursa bu değişikliği tapu idaresi kamulaştırmayı yapan idareye bildirmek zorundadır.

Tapu idaresince konulan şerh neticesinde kamulaştırmayı yapan idare tarafından, şerhin konulması tarihinden itibaren altı ay içinde 10 uncu maddeye göre kamulaştırma bedelinin tespiti ve idare adına tescili isteğinde bulunulduğuna dair mahkemeden alınacak belge tapu idaresine ibraz edilmediği takdirde, bu şerh tapu idaresince resen sicilden silinir. Madde resen silineceği belirtildiğinden taşınmaz mal sahibinin şerhin kaldırılması için dava açmasına gerek kalmamıştır.

Satın alma usulünün denenmesi 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunun 8. maddesi gereğince idareler tarafından öncelikle uygulanması gereken bir esastır[1].

Bu maddenin gerekçesi incelendiğinde idarenin kamulaştırma bedelini kendi bünyesi içinde kurup görevlendireceği en az 3 kişiden teşekkül eden kıymet takdiri komisyonu marifetiyle tespit ettirerek, yine kendi bünyesi içinde kurup görevlendireceği en az 3 kişiden teşekkül eden uzlaşma komisyonu marifetiyle, daha seri ve kısa sürede, mal sahibi ile pazarlıkla ve anlaşma yoluyla satın alma veya idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa ederek sorunsuz bir şekilde devralması ve bu surette normal kamulaştırmada yapılması gereken işlemlerin yapılmaması amaçlanmıştır. Bu amaçla satın alma usulünün sonucuna göre idari süreç bitirilerek adli süreç başlatılmadan kamulaştırma gerçekleştirilmiş olacaktır.Uygulamada idare pazarlık görüşmeleri için taşınmaz malikini resmi bir davetiyeyle çağırmakta yapılan pazarlık görüşmesi sonucunda anlaşma sağlandığı takdirde düzenlenen satın alma tutanağı mal sahibi ve uzlaşma komisyonu tarafından imzalanmaktadır. Satın alma usulü neticesinde düzenlenen anlaşma tutanağının tanzim tarihinden itibaren en geç kırkbeş gün içinde idare tarafından tutanakta belirtilen bedel ödenmeye hazır hale getirilerek, bu durum malike veya yetkili temsilcisine yazıyla bildirilerek belirtilen günde idare adına tapuda ferağ vermesi istenilir. Malik veya yetkili temsilcisi tarafından idare adına tapuda ferağ verilmesi halinde, kamulaştırma bedeli kendilerine ödenir.

Önemle belirtmek gerekir ki kamulaştırma kanunu 8. maddesinde düzenlenen satın alma usulü yoluyla, satın alınan veya trampa edilen taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkı, sahibinden kamulaştırma yolu ile alınmış sayılır ve bu şekilde yapılan kamulaştırmaya veya bedeline karşı itiraz davaları açılamaz[2].

Tarafların anlaşamaması durumunda ise bu durum belirtilerek anlaşmazlık tutanağı düzenlenir.Yine Kamulaştırma Kanunun da satın alma usulü başlıklı 8. maddesinin son fıkrasında anlaşma olmaması veya ferağ verilmemesi halinde 10. maddeye göre işlem yapılacağı yani kamulaştırma bedelinin mahkemece tespit edilerek idare adına tescil edileceği açıkça belirtilmiştir. Bu durumda idare daha önce toplamış olduğu bilgi ve belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine başvurarak kamulaştırma bedelinin tespiti ve idare adına tescilini isteyecektir.

Satın alma usulünün öncelikle uygulanması zorunlu olmasına rağmen kamulaştırma yapan idarenin göndermiş olduğu anlaşma davetiyesi malike tebliğ edilmezse bu durumun mahkemede açılan bedel tespiti ve tescil davasına  nasıl bir etkisi olacaktır sorusu akıllara gelebilir. Anlaşma davetiyesi gönderilmeden bedel tespiti ve tescil davası açılırsa bu durumda mahkemece önce taraf teşkili sağlanacak, davalı davaya katılır ve yargılanmaya devam olunmasını isterse yargılamaya devam edilecek aksi halde ise yargılamanın K.K m.8 gereğince işlem yapılmadığından reddi gerekecektir. Yargıtay  kamulaştırma kanunuyla ilgili yasa değişikliğinden hemen sonra 8. madde uygulanmadığı gerekçesiyle verilen red kararlarını onamış, kabul kararlarını bozmuş ise de şimdi bu görüşünden usul ekonomisine daha uygun olacağı düşüncesi ile vazgeçmiştir.[3]

*Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve İdareAdına Tescili Davası

Satın alma usulü ile kamulaştırma işleminin yapılamaması halinde idari aşama tamamlanmış olur. Satın alma usulü neticesinde taraflar anlaşamadığı takdirde mülkiyet idareye geçmeyecektir. İdarenin kamulaştırılacak taşınmazın mülkiyetini kazanabilmesi için mahkemeden bir tescil kararı alması gerekmektedir.(K.K. m.25) Bu sebeple de artık yargısal aşama başlamış olacaktır.

Kamulaştırma yapmak isteyen ancak satın alma usulüyle olumlu sonuç alamayan idare K.K. 10. maddesi gereğince, daha önce 7. ve 8. Madde gereğince toplamış olduğu bilgi ve belgeleri de eklemiş olduğu bir dilekçeyle taşınmaz malın bulunduğu yerin asliye hukuk mahkemesine başvuracaktır. Bu başvuruyla idare mahkemeden kamulaştırma konusu taşınmaz malın bedelinin tespit edilerek bu bedelin peşin veya şartları oluşmuşsa taksitle ödenmesi karşılığında taşınmazın idare adına tesciline karar verilmesini ister. Bu şekilde başlamış olan adli aşamada mahkeme idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneğini taşınmaz malikine meşruhatı davetiye ile tebliğ eder. Adresi bulunamayanlara ilan yoluyla tebligat yapılır.

Burada önemle belirtmek gerekir ki bu davada yukarıda taşınmaz malikine yapılan tebligatta ayrıca taşınmaz malın malikine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idari yargıda kamulaştırma işlemine karşı iptal davası açabileceklerini belirtilir.

O halde satın alma usulüyle kamulaştırılma gerçekleşmediği ve adli yargıda bedel tespiti ve tescil davası açıldığı takdirde şu ihtimallere göre süreci değerlendirmek gerekmektedir.

– Malik bedel tespiti ve tescil davasında kendisine yapılan tebliğden itibaren otuz gün içinde iptal davası açmaz veya açıp yürütmenin durudurulması talebi reddedilir ise;

Bu durumda asliye hukuk hakimimeşruhatlı davetiyenin tebliği aşamasından sonra belirlenen günde duruşma yapar. Bu duruşmada hakim tarafları anlaşmaya davet eder. Taraflar bedelde anlaşması halinde, hakim bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul eder ve Kamulaştırma Kanunun 8. maddesinin 2.  fıkrası ve devamı uyarınca işlem yapar.

Taraflar duruşmada bedelde anlaşamadığı takdirde ise artık kamulaştırma bedelini hakim tespit ettirecektir.

Tarafların yargılamanın başında anlaştığı  veya tarafların anlaşamaması halinde mahkemece tespit edilen bedel hakkında hakim, kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen miktarın peşin ve nakit olarak [4] hak sahibi adına, hak sahibi tespit edilememiş ise ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere 10 uncu maddeye göre mahkemece yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılması ve yatırıldığına dair makbuzun ibraz edilmesi için idareye onbeş gün süre verilir. Bu süre mahkeme tarafından bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.

İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına, hak sahibinin tespit edilemediği durumlarda ileride ortaya çıkacak hak sahibine verilmek üzere bloke edildiğine dair makbuzun ibrazı halinde, mahkemece taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir. K.K. m10/8

Buradan da anlaşılacağı üzere mülkiyetin idareye geçmesi asliye hukuk mahkemesince verilecek tescil kararıyla olur. Asliye hukuk mahkemesince verilen tescil kararı kesin olup temyiz yolu kapalıdır. Kamulaştırma bedeline ilişkin tarafların temyiz hakları bulunmaktadır.

– Malik asliye hukuk mahkemesince yapılan tebligat üzerine otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açarsa;

Adli yargıda açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasının davalısı taşınmazı kamulaştırılmak istenen malikken, idari yargıda açılacak iptal davasında malik davacı konumundadır.

Anayasanın 125 maddesinde de açıkça belirtildiği üzere idarenin her türlü işlemi yargısal denetime tabidir. Bu işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından iptal davası açılabilecektir. Burada önemle belirtmek gerekir ki idari yargıda kamulaştırmanın iptali için otuz günlük dava açma süresi kamulaştırma işleminin öğrenme tarihinden itibaren değil yukarıda da değinildiği üzere kamulaştırma kanunun 10 uncu maddesi gereğince asliye hukuk mahkemesince yapılan tebligat gününden itibaren başlayacak, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren başlayacaktır.

Burada kamulaştırma işleminin iptal davaları için özel bir hak düşürücü süre düzenlenmiştir. Kamulaştırma Kanunu özel kanun olduğundan dolayı dava açma süresi olarak idari yargıda ki genel dava açma süreleri uygulanmayacak, kamulaştırma işleminin iptali davalarında hak düşürücü olan otuz günlük bu süre dikkate alınacaktır.

Bedel tespiti ve tescil davasını idari yargıda açılan iptal davasını bekletici mesele yapabilmesi için öncelikle davanın yürütmenin durdurulması talepli açılması gerekecektir. İdare mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar verirse, asliye hukuk mahkemesinde açılmış olan bedelin tespiti ve tescil davası idare mahkemesinde açılmış olan kamulaştırmanın iptali davasını bekletici mesele yapması gerekecektir. Asliye hukuk mahkemesi idare mahkemesindeki iptal davasını, kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar bekleyecektir. İdare mahkemesince kamulaştırmanın iptaline karar verilirse asliye hukuk mahkemesi idarenin bedel tespiti ve tescil talebini reddedecek, idare mahkemesi iptal davasının reddine karar verirse asliye hukuk mahkemesi yukarıda belirtildiği gibi bedel tespiti ve tescil davasına bakmaya devam edecektir.

İdare mahkemesi yürütmeyi durdurma talebini reddettiği takdirde asliye hukuk mahkemesi iptal davasını bekletici mesele saymayacak ve bedel tespiti ve tescil davasının yargılamasına devam edecektir. Bu durumda hem idari yargıda iptal davası hem de adli yargıda bedel tespiti ve tescil davası görülmeye devam edecektir. İdari yargıda yürütmenin durdurulması talebi reddedildiği takdirde bedel tespiti ve tescil davası sonucunda asliye hukuk mahkemesinin kararıyla taşınmazın mülkiyeti idareye geçebilecektir.

*Kamulaştırmada Boşaltma, Vazgeçme ve Geri Alma

Taşınmaz malın boşaltılması kamulaştırma kanununun 20. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde idare adına tescil kararı verildikten sonra taşınmazın malın idare adına tapuya tescil edilmesi halinde nasıl tahliye edileceği düzenlenmiştir.

Taşınmazda ilgililer kendi rızalarıyla tahliye olunmadığından bu madde idareye icra kanalıyla tahliye yetkisi vermektedir. Lehine kamulaştırma yapılan idare taşınmazın bulunduğu yer yetkili icra dairesinden taşınmazın tahliyesini takip talebiyle ister. İcra müdürü tescil, tapu kaydı ve mahkeme kararı gibi hususları inceledikten sonra taşınmazın 15 gün içerisinde tahliyesini içindekilere tebliğ eder. Bu süre içinde taşınmaz boşaltılmadığı takdirde icra kanalıyla tahliye edilebilir.

Bu boşaltılma işlemi sebebiyle mal sahibi ve idare tazminatla sorumlu tutulamaz.(K.K. m.20/2) Çünkü taşınmazın kamulaştırılması mal sahibinin iradesi dışındadır bu sebeple de taşınmazın zilyetlerine karşı sorumlu tutulması hakkaniyete aykırı olacaktır. Yine idare açısından da kamunun yararı olduğu ve kanunda kamulaştırma bedeli ödeneceği öngörüldüğünden kanunda başkaca bir tazminata hükmedilmesi öngörülmemiştir.

İdare kamulaştırmanın her safhasında tek taraflı olarak vazgeçebilir. Burada ki en önemli şart bedel ve işlemin kesinleşmemiş olması gerekmektedir. Örneğin satın alma usulü sonucunda malik taşınmazın bedelini alır ve ferağ verirse artık bu yolla kamulaştırmadan vazgeçmek mümkün olmayacaktır. Dava sırasında vazgeçme halinde ise dava nedeniyle oluşan masraflar idareye yükletilecektir.[5]

Ayrıca kamulaştırmanın ve bedelin kesinleşmesinden sonra taşınmaz malların kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsisine gerek kalmazsa bu durum ilgililere idarece tebligat kanunu hükümlerine göre bildirilir. İlgililer bu bildirim üzerine üç ay içinde aldıkları kamulaştırma bedelini ödeyerek taşınmaz malını geri alabilir.(K.K m.22 )

Son olarak idare kamulaştırdığı taşınmazı kullanmadığı takdirde malik veya mirasçıları taşınmazı geri alabileceklerdir. İdarece kamulaştırma işleminin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde kamulaştırma devir ve devir amacına uygun olarak hiçbir işlem yapılmadığı veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz olduğu gibi bırakılırsa taşınmaz sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek faizi ödeyerek taşınmaz malı geri alabilirler. Burada geri alma hakkının beş yıllık sürenin bitiminden itibaren bir yıl içinde kullanılması gerekmektedir, bu sürenin geçirilmesi halinde geri alma hakkı  düşer.[6]

*Acele Kamulaştırma ve Bedel Tespiti ve Tescil Davası

Kamulaştırma Kanununun 27. Maddesinde düzenlendiği üzere ”3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10 uncu madde esasları dairesinde ve 15 inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10 uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. “ denilmektedir.

Acele ve istisnai hallerde[7], kanunda daha önce belirtilen normal kamulaştırma hükümlerine uyulması çeşitli sakıncalar yaratabileceğinden ve kamunun büyük zararlara uğramasına sebebiyet verebileceğinden kanunun 27. maddesince düzenlenen acele kamulaştırma ya da tersten kamulaştırma da denilen bu yolla madde de belirtilen şartların gerçekleştiği durumlarda, idare kıymet takdiri dışında ki işlemleri daha sonraya bırakarak taşınmaza el koyma yetkisi kazanmaktadır.

Kamulaştırma yapacak idare taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine başvurarak taşınmaza el koyma yetkisi istemektedir. Bu aşamada mahkeme bilirkişiler marifetiyle taşınmazın değerini tespit ettirir. Mahkemece tespit edilen bedel idare tarafından bankaya yatırıldıktan sonra mahkemece el koyma kararı verilir. Taraflar idare tarafından acele el koyma yetkisinin istenildiği bu davada yapılan bilirkişi raporlarına karşı itiraz edebilirler. Burada tespit edilen bedel nihai kamulaştırma bedeli değildir. Daha sonra ki açılacak bedel tespiti ve tescil davasında nihai kamulaştırma bedeli belirlenecektir.[8] Ancak açılacak asıl davada tespit edilen kamulaştırma bedeli acele el koyma kararında ki bedelden fazla olursa fark bedel tekrar idare tarafından bankaya yatırılacaktır, az olursa da fark bedelin idareye iadesine karar verilecektir.

İdare tarafından açılan acele el koyma ve taşınmazın değerinin tespiti davasında malik mahkeme tarafından belirlenen bedeli uygun bulursa ve taraflar anlaşırsa malik ferağ verir ve kamulaştırma işlemi kesinleşir.

Ancak malik mahkemeden istenen acele el koyma davasında tespit edilen taşınmazın bedelini az bulduğunda tapusunu devretmeye yanaşmayacaktır. Bunun üzerinde idare tekrar tapuyu alabilmek için kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açmak zorundadır. Yani acele el koyma kararı alındığı bu süreçte değeri tespit edilen taşınmazın maliki bu bedeli kabul etmek zorunda değildir. Taşınmaz sahibi bu bedeli kabul etmez ve tapusunu devretmek istemezse K.K.27 maddeye göre acele kamulaştırma yapan idare taşınmaza el koyma kararını aldıktan sonra mülkiyeti almak için bedel tespiti ve tescil davası açmak durumundadır. İdarenin acele el koyma kararı alması mülkiyeti idareye geçirmez.

Acele el koyma kararı alan idare bedel tespiti ve tescil davası açmazsa, fiilen taşınmaza el koyma yetkisi olan idarenin mülkiyeti üzerine almadığı takdirde taşınmaz malikinin hak kaybına uğrayıp uğramayacağı sorusu akıllara gelebilir. Yüksek mahkeme el koyma kararı alındıktan sonra makul süre içersinde bedel tespiti ve tescil davası açılması gerekli demektedir. Yani 27. maddeye göre bedel tespit ettiren ve acele el koyma kararı alan idarenin bundan sonra ki altı aylık makul süre içerisinde bedel tespiti ve tescil davası açması gerekecektir. Bu süre içerisinde idarece bedel tespiti ve tescil davası açılmadığı takdirde artık maliklere kamulaştırmasız el atma nedeniyle dava açma hakkı doğacaktır.[9]

Malik tarafından altı aylık makul süre geçtikten sonra açılan kamulaştırmasız el atma davasından sonra idare tarafından bedel tespiti ve tescil davası açılarsa, malik tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davası konusuz kalacak ancak idare kamulaştırmasız el atma davası açılmasına kendisi sebebiyet verdiği için bu davada yargılama masraflarının davalı idareye yükletilmesi gerekecektir.

Ticareti Terk Suçu

Ticareti Terk Suçu


GİRİŞ



Son yıllarda ülkemizdeki  ekonomik koşulların olumsuz bir yön alması alacaklıların takibinden kurtulmak isteyen kötü niyetli tacir borçluların sayısının artmasına sebebiyet vermiştir. Her ne kadar kanuni düzenlemeler ile borçlular yararına bir çok değişiklik yapılsa da? tacirlerin kötü niyetli davranışları ile alacaklıların hak ve menfaatlerine zarar vermeleri önlenmek istenmektedir. Bu hususta yapılan düzenlemelerden biri de İ.İ.K.’nun 44 maddesi ile” Ticareti Terk Eden Tacirlere” yüklenen sorumluluklar ve devamında bu yükümlülüklere uyulmamasının neticesinde karşılaşabilecekleri İ.İ.K.’nun 337/a  maddesinde yer alan yaptırımlardır.



       I-TİCARETİ TERK HÜKÜMLERİ (İ.İ.K. md.44 )

       

          İcra İflas Kanunu’nun md.44/1 hükmü gereği ; ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayıtlı bulunduğu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının  isim ve adreslerini gösteren  bir mal beyanında bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicili memurluğunca ticaret sicili ilanlarının yayınlandığı gazetede  ve alacaklıların bulunduğu yerlerde de mutat ve münasip vasıtalarla ilan olunur.



Bu ilan tarihinden itibaren bir yıl içinde ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabilir. Yine kötü niyetli borçlulara karşı alacaklıları korumak amacıyla  getirilen bu hüküm ile ticareti terk eden tacirin  , mal beyanının tevdi tarihinden itibaren iki ay içinde hacze kabil malları üzerinde tasarrufta bulunması yasaklanmıştır.



Üçüncü şahısların zilyetlik ve tapu sicili hükümlerine dayanarak iyi niyetle elde ettiği haklar saklıdır. Ancak karı ve koca ile usul ve füru, neseben veya sıhren ikinci dereceye kadar (Bu derece dâhil) hısımlar, evlat edinenle evlatlık arasındaki iktisaplarda iyi niyet iddiasında bulunulamaz.(İ.İ.K .md 44/4)



Mal beyanını alan merci, keyfiyeti tapu veya gemi sicil daireleri ile Türk Patent Enstitüsüne bildirir. Bu bildiri üzerine sicile, temlik hakkının iki ay süre ile tahdit edilmiş bulunduğu şerhi verilir. Keyfiyet ayrıca Türkiye Bankalar Birliğine de bildirilir. (İ.İ.K. md.44/5)



Bozulmaya maruz veya muhafazası külfetli olan veya tayin edilen kanuni müddet içinde değerinin düşmesi kuvvetle muhtemel bulunan mallar hakkında, tacirin talebi üzerine, mahkemece icra memuru marifetiyle ve bu kanun hükümleri dairesinde bu malların satılmasına ve bedelinin 9 uncu maddede yazılı bir bankaya depo edilmesine karar verilebilir.” (İ.İ.K.md.44/6)



II-TİCARETİ TERK HÜKÜMLERİNE AYKIRILIK (İ.İ.K. md.337/a)



İ.İ.K.’nun 337/a madde başlığı her ne kadar “Ticaret Terk Edenlerin Cezası “ olarak düzenlenmiş olsa da bu hüküm ile cezalandırılan ticareti terk davranışı değil ticareti terk eden tacirin  İ.İ.K’nun 44.maddesindeki yükümlülüklere aykırı davranışıdır.



İ,İ,K, md. 337/a   “44 üncü maddeye göre mal beyanında bulunmayan veya beyanında mevcudunu eksik gösteren veya aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermeyen veya beyanından sonra bu malları üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklının şikâyeti üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.



Birinci fıkradaki fiillerin işlenmesinden alacaklının zarar görmediğini ispat eden borçluya ceza verilmez.



Borçlunun iflası halinde, birinci fıkradaki durum ayrıca taksiratlı iflas hali sayılır.” hükmü gereği ticareti terk hükümlerine aykırı davranan tacirlerin bu davranışları müeyyideye bağlanmıştır.



A-TİCARETİ TERK SUÇUNUN UNSURLARI



1-MADDİ UNSURLARI



 a- Ticareti terk eden borçlu ticaret siciline kayıtlı tacir olmalıdır. Borçlunun tacir olup olmadığı Ticaret Kanunu hükümlerine göre belirlenir.[1]



      Ticari işletmelerin bu madde kapsamında tacir sayılıp sayılmadığı da tartışmalı hususlardan biri olup öncelikle tacir kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. Gerek öğretide gerekse Yargıtay kararlarında farklı görüşler mevcuttur.



“ Kuru, ilan tarihinden itibaren bir sene içinde, ticareti terk eden tacir hakkında iflas yolu ile takip yapılabileceği ( İİK md.44/2) hükmündeki tacirden maksat, gerçek kişi olan tacirler olduğunu, tüzel kişi tacirler (ticaret şirketleri) hakkında 44 üncü maddenin 2. fıkrasının uygulama kabiliyetinin olmadığını ticaret şirketlerinin, ticareti terkedince tasfiyeye gireceklerinden ve tasfiye sonunda şirketin ticaret sicilindeki kaydının silinmesinden sonra tüzel kişiliği son bulacağından, artık, ticaret şirketlerini sicilden silindikten sonra iflâs yolu ile takip etmeye imkân olmadığını esasen, ticaret şirketleri bakımından buna lüzum da olmadığını zira tasfiyede şirketin bütün mallarının tasfiye edildiğini söyleyerek şirketler için ticareti terkin mümkün olmadığını savunmuştur”[2]



Nitekim Yargıtay 16.Hukuk Dairesi de eski tarihli kararlarında söz konusu hükmün ticaret şirketleri için de uygulanabileceği yönünde karar verirken[3]  2009 yılından sonra görüş değiştirerek ticaret şirketleri için ticareti terk suçunun işlenmesinin yasal olarak mümkün olmadığı yönünde kararlar vermiştir.[4]



T.T.K. 12.maddesi gereği “ Bir ticari işletmeyi ,kısmen de olsa kendi adına işleten kişiye tacir denir.” Yine aynı kanunun  16.maddesi hükmü gereği “ Ticaret şirketleriyle  ,amacına varmak için ticari işletme işleten  vakıflar ,dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek ve ticari şekilde işletilmek üzere Devlet ,il özel idaresi , belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar.”

       Kanaatimizce  İ.İ.K.’nun 44.maddesinde  yer alan “Mal beyanında bulunmayan tacir…” kavramına madde metninde istisna getirilmediğinden T.T.K. hükümleri gereğince tacir sayılan Ticaret Şirketlerinin İ.İ.K. md.337/a kapsamı dışında bırakılmasını gerektiren yasal bir dayanak bulunmamaktadır. Yine İ.İ.K.’nun 345.maddesi uyarınca  bu kanunda yazılı suçların bir tüzel kişi tarafından işlenmesi halinde ticari şirket müdür ve yetkililerinin sorumlu olacağı hüküm altına olunmuş olup şirket yetkilileri açısından söz konusu suçun işlenip işlenmediğinin değerlendirilmesi gerekecektir.

Aksi taktirde “Ticari şirketi temsil ve idareden sorumlu müdür ve yetkililerinin bu suçu işleyemeyeceklerinin kabulü halinde, ticareti terk suçunu işleyen gerçek kişi tacirlerin İ.İ.K’’nun 337/a maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekecek, ancak aynı fiili işleyen ve İ.İ.K’nun 345. maddesi uyarınca bu fiilden sorumlu tutulması gereken ticari şirket müdür ve yetkililerinin cezai sorumluluktan muaf tutulmaları anlamına gelecektir ki bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. “[5]

  b-Borçlu tacirin ticareti terk etmesi gerekir.



    Öğretide, ticareti terk ,ticari işletmeyi kendi adına işletmekten vazgeçmek veya ticari işletmeyi kapatmak veya dağıtmak bir tacirin ticari hayattan çekilmesi olarak tanımlanmıştır.[6] Öğreti de tartışma konusu olan hususlardan biri de ticaretin kısmen terk edilmesi halidir.Bir tacirin işletmesinin  belirli bir kısmını bir başkasına devretmesi veya birden çok ticari işletmesi bulunan bir tacirin en az bir işletmeyi bırakmak kaydıyla diğerlerini devretmesi halinde ticaretin kısmen devri söz konusu olacaktır.



Prof.Dr.Baki KURU ‘ya göre ticaretin kısmen terki halinde de İ.İ.K.’nun 44/1 maddesi uygulama alanı bulmaktadır.Buna karşılık kısmen terk durumunda ticari hayatına devam eden tacirin her zaman iflasa tabi olabileceği düşüncesiyle İ.İ.K.md.44/2 ‘nin uygulama alanının bulunmadığı görüşündedir.[7]



Kanaatimizce ticaretin kısmen terkinin söz konusu olduğu durumlarda İ.İ.K.md. 44  dolayısıyla İ.İ.K. md.337/a uygulama alanı bulamayacaktır. Zira T.T.K. 12.md. “ Bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına ileten kişiye tacir denir.” hükmü gereği ticari işletmenin kısmen devri veya kapatılması halinde ticareti terk söz konusu olmayıp tacir sıfatı devam etmektedir. Ticari hayatına devam eden bir tacirden İ.İ.K. md.44/3 hükmü gereği iki ay süre ile hacze kabil malları üzerinde tasarruf edememesini beklemek de ticari hayatın olağan akışına aykırıdır. Kaldı ki ticaretin kısmen terki durumunda da İ.İ.K.’nun “Alacaklısını zarara sokmak kastıyla mevcudunu eksilten borçluların cezası “ başlıklı  331.maddesi ile alacaklıların menfaatini korunmaya çalışılmış olup 337/a maddesinin geniş yorumlanmasına ihtiyaç duyulmamaktadır.



c-İ.İ.K.’nun 337/a maddesindeki unsurlardan birinin varlığı aranmaktadır.



   *- Ticareti terk eden tacirin terk tarihinden itibaren 15 gün içinde ticareti terk ettiğini ticaret siciline bildirmemesi  veya  bu hususu ticaret siciline bildirmesine rağmen bütün aktif ve pasifleriyle birlikte malvarlığını ,alacaklıların isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmaması veya başvuruyu veya mal beyanını ticaret siciline veren tacirin bu hususun ilanı için gerekli masrafı ödememesi [8]



*-Tacirin beyanında mevcudunu eksik göstermesi ,



*- Aktifinde yer almış malı veya yerine kaim olan değerini haciz veya iflas sırasında göstermemesi ,



*- Beyanından sonra 2 aylık süre içinde hacze kabil malı üzerinde tasarrufta bulunması,



d-Alacaklının tacirin terk hükümlerine aykırı davranışından zarar görmesi gerekmektedir.



    İ.İ.K.’nun 337/a-2 maddesinde alacaklının zarar gördüğü yönünde karine getirilmiş olup borçlu tarafından alacaklının zarar görmediğinin ispat edilmesi halinde ceza verilmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Borçlu alacaklının alacağını tahsilde güçlük bulunmadığını malvarlığının borcu karşılamaya yeter derecede olduğunu kanıtladığı takdirde cezadan kurtulabilir.[9]



2-MANEVİ UNSUR



    İ.İ.K.’nun 337/a maddesi ile  kötü niyetli borçluların davranışları ile alacaklıların hak ve menfaatlerinin zarar görmeleri engellenmek istenmiş olup, borçlunun kötü niyetli olduğunun söylenebilmesi için kastın veya taksirin varlığı şarttır. İşlerin herhangi bir sebep yüzünden geçici bir süre için durdurulması terk sayılmaz.[10]



B-ŞİKAYET



    İ.İ.K. md.337/a hükmü gereği tacirin cezalandırılması zarar gören alacaklının şikayetine bağlıdır. 347.maddeye göre şikayet hakkı fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve herhalde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl geçmekle düşer. 349 /1 de ise şikayetin dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılabileceği belirtilmiştir.



Bununla birlikte her ne kadar 5371 sayılı CMK’da şahsi dava usulüne yer verilmemiş ise de İ.İ.K. da yer alan bu özel düzenleme gereği şikayet doğrudan icra ceza mahkemesine yapılabilecektir.[11]



C-GÖREVLİ  VE YETKİLİ MAHKEME



     İ.İ.K.’nun 346.maddesi hükmü gereği “ Bu kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik hapsine icra mahkemesi karar verir.

İcra Mahkemesinin görevine giren bu işler diğer mahkemelerde görülen ceza davaları ile birleştirilemez.

Bu bapta yer alan suçlarla ilgili davalara, icra mahkemesinde bakılır.”



Yetkili icra mahkemesi ise İ.İ.K ‘nun 348 maddesi gereği icra takibinin yapıldığı yer mahkemesidir.



D-ZAMANAŞIMI



     İ.İ.K’nun 354/2 maddesinde sadece, disiplin ve tazyik hapsine ilişkin kararların kesinleştiği tarihten itibaren iki yıl geçtikten sonra yerine getirilemeyeceğine yer verilmiş  olup dava zamanaşımı ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.



Kanunda öngörülen şikayet süresi dikkate alındığında fiilin işlenmesinden itibaren bir yıl geçtikten sonra dava açılamayacaktır. Öğretide bir görüş tarafından  bir yıl içinde dava açılması halinde uygulanacak dava zamanaşımı hakkında İ.İ.K.’da herhangi bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle  TCK’nın  66.maddesine yer alan 8 yıllık dava zamanaşımının geçerli olacağı savunulmuştur.[12]



E- CEZANIN DÜŞMESİ VE CEZA VERİLMEYECEK HALLER



    İ.İ.K.’nun 354.maddesi gereği “ ,,,müştekisi feragat eder veya borcun itfa edildiği sabit olursa dava ve bütün neticeleriyle birlikte ceza düşer.”



Yine md. 354/3 gereği “ Nafaka alacaklarına ilişkin takipler hariç , alacak miktarı Asgari Ücret Tespit Komisyonu tarafından her yıl belirlenen aylık en yüksek brüt asgari ücret tutarının altında kalan takiplerde bu Kanunda öngörülen disiplin ve tazyik hapsi uygulanmaz.”



III.SONUÇ



       Sonuç olarak İ.İ.K.’nun 337/a maddesi ile  alacaklıların hak ve menfaatleri kötü niyetli tacir borçluların davranışlarına karşı korunmaya çalışılmış olup bu madde hükmüne aykırı davranan tacirler zarar gören alacaklının şikayeti üzerine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceklerdir. Her ne kadar bu müeyyidenin ticaret şirketleri için uygulanamayacağını savunan görüşler olsa da gerek T.T.K.’nun 17.maddesi  gerekse İ.İ.K’nun 345.maddesi göz önünde bulundurulduğunda söz konusu madde hükmüne aykırı davranan şirket yetkilileri hakkında maddede öngörülen müeyyidenin uygulanmasına engel bir husus bulunmamaktadır.

Tahkim ve Yargılama İşlemleri Hakkında

Tahkim ve Yargılama İşlemleri Hakkında


Tahkim, taraflar arasında çıkan uyuşmazlıkların devletin resmi yargı organları yerine, kendileri tarafından belirlenen hakemlerce çözümlendiği bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Kimi görüşlere göre bir alternatif uyuşmazlık çözümü yöntemi olan tahkim, kimilerine göre doğrudan yargısal bir faaliyettir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldırmayı kolaylaştıran ve daha barışçıl ve daha ekonomik bir çözüm yöntemi olan uzlaşma, arabuluculuk ve sulhen çözüm büromuzda bulunan Arabulucu avukatlarımız tarafından yerine getirilmektedir.

Tahkim
Sulhen çözüm
Uzlaşma
Arabuluculuk

Tazminat Hukuku Hakkında

Tazminat Hukuku Hakkında


Tazminat hukuku aracılığı ile kişinin veya tüzel kişiliğin malvarlığında rızası dışında meydana gelen eksilme sonucu uğradığı her türlü zarar kaşılanır.Kişilerin karşılanacak zararları maddi zarar şeklinde olabileceği gibi manevi zarar şeklindede olabilir. Maddi ve manevi zararların karşılanması açısından  tazminat davaları da büromuz Tazminat Hukuku Departmanı tarafından takip edilmektedir.
  • Trafik kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının takibi,
  • Sözleşmeden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının takibi,
  • Haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının takibi,
  • Resmi kurumlara açılacak maddi ve manevi tazminat davalarının takibi,
  • Eser sözleşmelerinden kaynaklanan tazminat davlarının takibi
  • Hakaret, iftira ve ceza hukukuna da konu olabilecek durumlardan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarının takibi, büromuz tarafından yürütülmektedir.

Our Blog

55 Cups
Average weekly coffee drank
9000 Lines
Average weekly lines of code
400 Customers
Average yearly happy clients

Our Team

Tim Malkovic
CEO
David Bell
Creative Designer
Eve Stinger
Sales Manager
Will Peters
Developer

Contact

Talk to us

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit. Dolores iusto fugit esse soluta quae debitis quibusdam harum voluptatem, maxime, aliquam sequi. Tempora ipsum magni unde velit corporis fuga, necessitatibus blanditiis.

Address:

9983 City name, Street name, 232 Apartment C

Work Time:

Monday - Friday from 9am to 5pm

Phone:

595 12 34 567

Blogger tarafından desteklenmektedir.